Tavşanlı Mutlu Sonlu Masöz Hande

Tavşanlı Mutlu Sonlu Masöz

Herkes zıp zıp zıplıyor, kimi korkudan kimiyse mutluluktan. Bense perdenin arkasına saklanmış salona girenleri gözlüyordum. Dikkatimi Leti‐ zia”nın gelip gelmediği üzerine yoğunlaştırmıştım. Göreme‐ dim. Sahne düzenleyici Aldo, başlamak üzere olduğumuzu söyleyerek beni sahne arkasına çağırdı. Salonun ışıkları söndü, sahneninkiler yandı. Yayından fırlatılmış ok benzer biçimde sahneye girdim. Ortaya, tam tamına, provalar sırasında yönetmenin binlerce kere rica etmesine karşın Tavşanlı Mutlu Sonlu Masöz benim hiç beceremediğim bir şekilde fırladım. Eliza Doolittle, ben de dahil olmak üzere herkesi kendine fanatik bıraktı. Son aşama naturel ve kendiliğinden hareket ve anlatımlarla, benim bile etkilendi‐ ğim yepyeni birisi çıkmıştı ortaya. Sahneden Letizia’yı gör‐ meye çabaladım fakat başarılı olamadım. Bu nedenle oyunun bitmesini bekledim. Selamlamalar, iltifatlar…

Kapanmış olan perdenin arkasından, onu bulabilmek için, misafirleri inceden inceye izlemeye devam ediyordum. Mutluluktan uçmuş annem ve babam kuvvetle alkışlıyorlardı, aylar var ki gör‐ mediğim Alessandra oradaydı ve çok şükür Fabrizio’dan yapıt yoktu. Sonrasında görmüş oldum onu, yüzü sevinç içinde aydınlanmıştı, deliler gibi alkışlıyordu. O, birazcık da bunun için hoşuma gidiyor, çünkü çok naturel, çok kendi gibi, neşeli. Uçlarda yaşayan biri olması insanı coşturuyor. Yüzüne bakmış olduğunda, onun kendiyle böylesine barışık olmasından ötürü insan çileden çıkar. Aldo kolumdan çekti ve yüksek sesle: “Bravo, bravo sana tatlım! Hadi acil et, üstünü değiştir, kutlamaya gidiyoruz,” dedi. Çok garipti ve deli gibi bir ifadesi vardı, yüksek sesle gülmeye başladım.

Tavşanlı Mutlu Sonlu Masöz

Gelemeyeceğimi, birisini görmem gerektiğini söyledim. Aynı anda, gülen yüzüyle Letizia geldi. Aldo’yu görmüş olduğunde yüzünün ifadesi değişiverdi; gülümsemesi kayboldu, gözleri karardı. Aldo’ya baktım, onun da bembeyaz olan yüzüne aynı ciddi ifade yerleşmişti. İki üç kere önce birine, sonra diğerine baktım, neden sonrasında: “Ne oluyor? Neyiniz var sizin?” diye sorabildim. Birbirlerine sükunet içinde, kötü kötü ve adeta düşmanca, aşa‐ ğılarmışçasına bakıyorlardı. İlk önce Aldo mevzuşmaya başladı: ” Hiç, hiç, aslabir şey. Hadi siz gidin. Diğerlerine gelemeyeceğini söylerim. Allah’a emanet ol git güzelim,” dedi ve alnımdan öptü. Kaçıp gitmesinin peşinden bakakaldım, sonrasında Letizia’ya doğru döndüm ve sormuş oldum: “Burada neler oluyor tanrı aşkına, sorabilir miyim? Siz tanışıyor musunuz?”.